24 Mayıs 2012 Perşembe 15:22
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çalışırken pis herifin tekiyim
06 Ağustos 2011 Cumartesi - 15:14:20
Arkasından ağlayan minik kızından kaçarak geldiği röportajımızda Ozan Doğulu, iş hayatında müthiş pimpirikli ve pis herifin teki olduğunu söyledi...

İkinci albümünüz çıktı, hayırlı olsun. Nasıl geçti bu süreç?

 Pek çok sanatçının albümüyle ilgilendiğim için, kendi albümümde araya girip girip çıkıyordum. Albüme başlayalı bir sene olmuştu. Başta kendi albümüme bir şarkı yapmıştım, sonra üç ay hiç kalem oynatmamıştım.
 Ardından, ayda bir, tek şarkı yaptım ve bu zamanı bulduk. Son bir aydır yoğun çalışıyordum bu albüme. ‘Terzi kendi söküğünü dikemez’ durumu olmuş yani. Evet. 17 yaşında aranjörlük ve yapımcılığa başladım. 20 yıl nefes bile almadan bu işe devam ettim. Bu kadar zamandır kendime bir albüm yapamamıştım.
 Tesadüfen, geçen yıl 2010 Martı’nda boşluğa düştüm. Elimdeki bütün işler bitmişti. “Daha yaz gelmedi, tatile de gidemem” deyip kendime albüm yapmaya karar verdim. İlk albümüm de o zaman çıktı zaten.

Üçüncü albüm de gelecek mi?

 6-7 tane şarkı hazır. Elimdekilerle 6 ay sonra yeni bir albüm çıkartabilirim. Onun adı da ‘130 bpm Allegro Volume 1’ olabilir. Bu aralar işleriniz yoğun mu? Evet. Öncelikle, benim albümde olan, hem Atiye’nin hem de Yalın’ın şarkılarına klip çekeceğiz.
 Yeni bir kızımız var Asya adlı, onun albümünü Eylül’de çıkaracağız. Ardından, Kenan’ın (Doğulu) albümü 1 Aralık’ta çıkacak. Bir de ‘Anadolu Kartalları’ adlı filmin müziklerini ben hazırlıyorum. Ebru Gündeş’le bir albüm, Soner Kabadayı ile de bir-iki şarkı çalışmamız olacak.

Şimdiye kadar sizi en çok uğraştıran parça hangisiydi?

 Aslında tüm şarkılar beni uğraştırıyor. Çünkü çok pimpirikli ve mükemmelliyetçi biriyim. Bugüne kadar kaç aranjman yaptınız? 2000 küsur... “Stüdyoda tamam ama sahnede şarkı söyleyemem” Bir şeyi sormazsam olmaz:

Siz niye şarkı söylemiyorsunuz?

 Evet, bunu çok sorarlar bana. Şarkıcı gibi elime mikrofonu almak... Bana göre değil. Zaten tarzım da değil. Aile içinde filan da söylemez misiniz? Pek söylemem.
 Stüdyoda o kadar cambazlık yaparım, şarkıyı söyleyerek onu öyle güzel hale getiririm ki benim için “Türkiye’nin en iyi şarkıcısı” filan dersiniz. Ama onun arkasında durmak lazım. Stüdyoda tamam. Canlı olarak sahnede “Hadi arkadaşlar” deyip söyleyemem. Biraz doğuştan, biraz da istek. Ben şarkıcı olmayı istemiyorum.

Hiçbir zaman yapmayacak mısınız?

 Bilmiyorum ki. Belki 10 sene sonra çello çalmaya başlayabilirim. Yani ne bileyim, her şey olur hayatta.

Sezen Aksu’nun orkestrasında hala yer alıyor musunuz?

 İki yıl oldu birlikte çalışmıyoruz. Ehhh, Sezen’i bırakınca kendime zaman ayırabildim. Çünkü o, çok ilgi bekleyen biri. Bir de sürekli turnelere çıkmak gerekiyor. Sezen’le 15 yıl çalıştım, binlerce konser yaptık. Bu konserler için Türkiye’de ve dünyada gitmediğimiz yer kalmadı.

Sezen Aksu size neden “Galler Prensim” diyor?

O biraz görüntü ile alakalı bence. Sezen’le çalıştığım dönemlerde orkestra yönetiyordum, bu da ciddi olmamı gerektiriyordu. 20 kişilik orkestramız da oldu, 200 kişilik orkestramız da...
 O zamanlar saçım uzundu ve moda olan uzun ceketler giyiyordum. Bir de kibar duruşumdan dolayı böyle söylüyordu. “Bazen ağlayarak ürettiğim oluyor”

Çalışırken nasıl birisiniz?

 Çok pimpirikli ve pis herifin tekiyim. Ama tecrübe sahibi olmak da fark ettiriyor. 20 yaşımda şarkıyı iki günde bitirirdim. Şimdi 8 güne çıktı. Bitirmek üzere olduğumuz bir şarkıyı, bir anda “Durun, şurasını bir tık açalım” diye durdurabiliyorum.
Müzik sonsuz. Müzik, akustik sazlar, miks ve bilgisayarın tonlamaları sonsuzluğu sunuyor. Kendi tarzını da bulunca onu oturtmak için çalışıyorsun tabii. Sizinle çalışanların şarkısı çok tutuluyor, albümü çok satılıyor. Size “Sihirli değnek” diyorlar. İşimi çok severek, pozitif enerji vererek, en önemlisi eğlenerek yapıyorum. Hissederek, hatta yeri geldiğinde ağlayarak üretiyorum. Bu durum da dinleyiciye geçiyor.
 
 Yoktan var ettiğiniz isim var mı?

 Yoktan var etme diye bir şey yok, o Allah’a mahsus. Ama birçok arkadaşımın ilk çıkış şarkısını ben yaptım: Kenan dışında, Çelik, Kerim Tekin, Sıla, Bengü, Gökhan Tepe... Daha o kadar çok insan var ki. Müzisyenliğim bir yana, yönlendirmem de çok güçlüdür.
 “Sen bunu giymişsin ama yakışmamış” derim. Çünkü kimin hangi şarkıyı hangi tarzda söylemesi gerektiğini bilirim. Galiba sizin bu söylediğiniz değnek, babamızdan bize geçti.

Yorulduğunuz, çekip gitmek istediğiniz zamanlar oluyor mu?

 Olmaz mı? Oluyor ama çıkıyorum, dolanıyorum, balık yemeye gidiyorum. Sıkıntının gitmek bilmediği zaman da oluyor. Eve gidip tek nota basarak kapattığım zamanlar da olmuyor değil. Canı sıkkın insan hiçbir şey yapmak istemezken müzik hiç yapılamıyor.

‘Okan Bayülgen’e rap söylettirdim’

Kendi albümünüzü mü yoksa başka sanatçılarınkini mi hazırlamak daha zor?

 Kendi albümün olunca başka zorluklar da ortaya çıkıyor: Klip çekmek, tanıtım yapmak, röportaj vermeyi istemek... Ama aslında müziğin benim hayatında çok büyük bir yeri olduğu için benim derdim şarkılarla.
 Onun dışında zaten tarzım olmayan hiçbir müziği yapmıyorum. Bir şey katabileceğim şarkıcıya ve şarkıya müdahale ediyorum.

Hazırladığınız parçayı seslendirecek şarkıcıyı nasıl tespit ediyorsunuz?

Önce şarkıyı belirliyor, sonra ‘kim söylesin’ diye düşünüyorum. Ses rengine, duruşuna bakıyorum. Mesela yeni albümümde Okan Bayülgen, rahmetli Barış Manço’nun ‘Ayı’ şarkısını rap tarzında söyledi. Herkes bana “Okan nereden çıktı?” diye soruyor.
 Okan Bayülgen’in seslendirme, dublaj ve reklam cingılı yaptığını bildiğim için onun bu şarkıyı iyi söyleyebileceğini düşündüm. ‘Ayı’ benim kulüplerde çok çaldığım bir şarkıdır.
 Bir de Zeki Müren’in ‘Kahır Mektubu’ şarkısını kime okutsam diye uzun süre düşündüm. Sonunda kimseye yakıştıramadım, Sibel Can’ın bu şarkıya uygun olduğuna karar verdim. Sonuç çok da güzel oldu. Zeki Müren’den bahsetmişken...

Küçükken Zeki Müren’in orkestrasında yer almışsınız.

 Doğru, çok küçüktüm. Tabii ki ona eşlik etmiyordum ama babamın orkestrası vardı. Rahmetli babam Yurdaer Doğulu, Zeki Müren’e eşlik ediyordu. Babam da öğrenmem için 4-5 yaşındayken beni bazı işlere götürürdü. 7-8 yaşlarında babamdan önce sahneye çıkıp yemek müziği ve ön giriş müzikleri yapardım.

Profesyonel müzik hayatınız ne zaman başladı?

 14 yaşında. O zamana kadar hep babamlaydım. Gar Gazinosu’nda çalmaya başladım.

Kardeşiniz Kenan Doğulu’nun tüm albümleriyle hep siz mi ilgilendiniz?

 Evet. Tam sayısını bilmiyorum, 10 albümü geçti sanırım.

‘Kızımın her yerini ısırmak istiyorum’

Bu arada babalık nasıl gidiyor?

 Müthiş. Az önce, bu röportaja gelmeden kızımla birlikte duştaydık. Canım o benim. Bütün bebekler güzel de Arya’nın tipi çok güzel. Çok iyi ve sevecen bir kız. Bana bornozuyla sarılarak “Babacım, seni çok seviyorum” diyor.
 Tabii gidiyorsun o zaman, için eriyor. Buraya gelirken de üzülmesin diye kaçarak çıktım. Baba-kız ilişkisi bir başka oluyor. Bir de ben genç baba olmadım, o yüzden kızım bana çok kıymetli. Şu an tam sevilmelik. Bakıyorum arkadaşlarımın çocuklarına; 7-8 yaşlarına geldiklerinde o tatlılıkları kalmıyor. Şimdi her yerini ısırmak istiyorum mesela.

Ona zaman ayırabiliyor musunuz?

 Bu güzel zamanını kaçırmamak için bir ay onunla olacağım. 11 ay çalıştım, şimdi birlikte gezip tozacağız inşallah.

Bu haber toplam 35 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu habere henüz yorum eklenmemiş...
            Son Haberler    Magazin Bölümüne eklenen son 10 adet haber.
            Diğer Haberler    Magazin Bolümüne eklenen son 31 adet haber.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.83901.8479
Euro2.31122.3223
Hava Durumu
Istanbul