Geçen haftaki karınca öyküsü okuyucularımı çok etkilemiş. Sayısız mesaj aldım. Herkes öyküye kendine göre bir yorum getirmiş. Haklı olarak çoğunuz karınca ve mahkum arasında gelişen sabır ve emek dolu ilişkiye takılmışsınız. Karıncanın ölümünden etkilenenler ve karıncayı öldüren garsona kızanlar da az değil. Öyküyü ilgi ile okuyup bana bu konuda mesaj gönderen tüm okuyuculara yürekten teşekkür ediyorum.. Gerçekten satır araları hüzünle dolu, inanılmaz güzel ve acıklı bir O.Henry öyküsüdür.. İlk okuduğumda lise öğrencisiydim daha.. Öykünün sonunda gözyaşlarımı tutamadığımı bugün gibi hatırlıyorum..
Bu hafta size yine ilginç geleceğini düşündüğüm başka bir öykü anlatacağım.
Yıl 1970.. Aylardan Nisan.. Baş rollerini sevgili Türkan Şoray’la paylaştığımız ve yönetmenliğini rahmetli Bilge Olgaç’ın yaptığı, Steinbeck’in ünlü romanından uyarlanan “MERHAMET” adlı filmin setindeyiz. Filmin senaryosunun boş sayfalarına birlikte çalıştığımız sanatçı dostlara birşeyler yazdırıyorum.. Günün birinde açıp okuyarak o günleri yadetmek için.. Türkan Hanım yazmış, Zeynep Tedü yazmış.. Şimdilerde izlediğimiz ünlü “ARKA SOKAKLAR” dizisinin yönetmeni Orhan Oğuz yazmış. Orhan o zamanlar kamera asistanı daha! Bir de, filmin gene ana karakterlerinden birini oynayan (Türkan Şoray’ın babası rolündeydi) rahmetli Avni Dilligil yazmış.. Biliyorsunuz, Avni abi Türk tiyatrosunun kilometre taşlarından biridir.. Onu saygıyla anarak, yazısının nokta ve virgülüne dahi dokunmadan aktarıyorum size..
“Demir Evlat,
Her yaşlı gençlere bir miktar öğüt vermekten kendini alamaz. Ben de böylesine bir süreçten kendimi alamayacağım.
Ben, ancak bir fıkra ile bu isteğimi yerine getireceğim..
Adamın birinin bir incisi varmış deldirecek.. Deldirsin diye dünyanın dört bucağını dolaştırmış, ama kimse, hiçbir kuyumcu cesaret edememiş bu değerli cevheri delmeye. Sonunda sağlık vermişler adama ki, İstanbul da Kapalıçarşı da bir büyük usta var, o deler senin incini diye.. Adam binbir zahmetle inciyi götürüp o ünlü kuyumcuya vermiş. Kuyumcu usta inciyi alıp arka bölmeye geçmiş ve çırağına verip deldirmiş.
Çırak delik inciyi ustasına uzatmış, “buyur usta” demiş.
Kuyumcu da sahibine verirken, “buyur efendi” demiş. Sahip, “yahu nasıl delebildin bu inciyi sen” diye hayretini haykırınca usta, “yok ben delmedim, bunun ne kadar değerli olduğunu ve delmemem gerektiğini bilirim ben. Ama bizim çırak inciyi bilmez, tanımaz, rahatça deldi..
Demir, yapılacak işleri bilmek, sonra yapmak lazım..”
AVNİ DİLLİGİL
Ne güzel bir öğüt, ne hoş bir anı değil mi..! İyi ki saklamışım..
Yıllar sonra tekrar okuduğumda rahmetli Dilligil’in, “doğru olan çırağın yaptığı gibi yapmak değil” dediğini duyar gibi oldum.
Halbuki bu ülkede yıllardır ne cahiller, değerini bilmedikleri için, ne inciler deldiler, değil mi..?
Bu haber toplam 25 defa okundu.